Final Dönemi

Üniversite yıllarında en pijamalı hallerimiz ve en gözlerimizin altı mor vakit geçirdiğimiz dönemdir, final dönemi. Öyle ki ardı arkası kesilmeyen sınavlarla ilgili, notlar oradan buradan toplanmış, defterlerde yer alan boş sayfaların aralarında ki konular eklenmiştir. Geriye bir tek çalışması kalmıştır tüm bu dokümanlara. Aslında işin en zor kısmıda budur ya. Notları üstüste koyunca kitap edecek kadar not vardır elinizde, ve okumak için bile yeterli vaktiniz yoktur. İşte tam da bu anda sınıfınızda kurduğunuz ilişkilerle kütüphane ve kafelerde öbek öbek bir grubun arasında yer alan, ders anlatan ve tüm dönem yüzüne bakmadığınız arkadaşınızı dinleme isteği duyarsınız. Henüz öbek öbek çalışmanın avantajlarını farketmemiş bir sınıfta yer alıyorsanız, koşarak notları okumaya başlayın derim. Final dönemi öncesinde finallere hazır olan kişilerin notları çok faydalıdır mesela, altı önceden çizilmiş notlar, yanında yıldız olup sınavda çıkabilir işaretleri… İşte bu not sahibi herkes tarafından tanınmaya başlar, yıl içinde yakalayamadığı popülerliği, bir anda “Elif’in notlarından çektir” sloganları ile yakalar. Kimi zaman Elif kim bilmeyen ama orada bir melek olduğunu bilen insanlarda vardır bu grubun arasında. Projeler son ana kalmıştır, zaten notları okumak için yetmeyen zaman proje yazmak için nasıl yetecektir? İnternete şükretmeye de tam bu noktada başlanır. Ortaya karışık bir proje çıkması kaçınılmazdır. Kopyala yapıştırların sonrasında açılan çeviri sitesinden kelimelerin bir kısmı değiştirilir. Kimi satırlar okununca hiç tat vermemektedir.  Bunun hisseden final dönemi canavarı saldırganlaşabilir. Çevresinde ki tüm ödeveleri görmek içini rahatlatmak ister. Hatta o dakika da ödev yapmamış bir arkadaşı ile karşılaşmayı ve benim elimde en azından bir şeyler var diyebilmeyi ister. Bir kaç denem sonrasında bulur da. Zaten bir çok arkadaşı “Ödevi bitirdim, süper oldu, al bak bu da kopyası tepe tepe kullan” demez. ” Yok abi nereden bitiricem, artık sabahlayacağız, valla o soruyu bende yapamadım” gibi cümleler eşliğinde gider konuşmalar. Sınav içinde benzer kaygılar duyulmaktadır. Cumartesi akşamları sabaha kadar gelmeyen uyku, sanki inadına 12 civarı gözlerinizin üzerine uçar konar. Siz savaştıkça ve gözlerini açmaya çalıştıkça daha büyük baskı ile asılır. Çoğu zaman bu baskıya dayanamayan gençlik, “birazdan uzanarak çalışsam, şu masanın üzerinde bir 15 dakika uyusam kendime gelirim, Müzik açarsam belki uyumam, internette sörf bana iyi gelebilir” gibi bahanelerle ders olayından uzaklaşır fakat tüm bu uyku açma çabaları onu uyku mevzusundan uzaklaştıramayabilir. Çok hatırlarım, yatakta çalışıyım derken elimde defter kitap sabah uyandığımı. Tabi tek başına çalışmanın zorlukları da vardır. Sayfada anlaşılmayan bir mevzu var ise, o sayfada kaybedilen zaman izdirap olur. Hatta o sayfa/çözüm/soru  kesinlikle hatalıdır, yanlış bilgi yer almaktadır.Sabah olur olmasına da, beyin rahatlamış ve dinlenmiş değildir, aksina tıka basa ani bir bilgi bombardımanından abondene olmak üzereyken yola çıkılır. Sınav nasıl geçtiğini anlamadan geçer gider, sonra bir ikincisi , üçüncüsü ve sonuncusu.  Son sınavın bitişinde sınıftan çıktığınızda duygularınız karışık, kafanız ise anlamsız bir boşluğun içinde bulur kendini. Sanki zaman durmuştur. Yat kalk çalış haftası bir şekilde sona ermiştir. Bütün hafta yapılan not muhabeti sanki, değişiremeyeceğin gerçeği ile birlikte kapanmıştır. Sakinlik içinde geçen bir yolculuk sonrasında, eğlence ve dinlence arasında seçim yapalarak hayata devam edilir.